Müşteri Hizmetleri   +90 212 233 46 63
Good Parents çocukların dünyasını genişletirken, ailelere güvenilir ve eğlenceli bir danışmanlık sunar.
Avrupalı Anne ve Türk Anne Arasındaki Farklar

Avrupalı Anne ve Türk Anne Arasındaki Farklar

İki sene Paris’te yaşayan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki Türk usulü çocuk yetiştirmek diye bir şey var. Maalesef çoğumuz Avrupalılar gibi rahat ve bilinçli olamıyoruz. Gözlemlediğim kadarıyla aramızda şöyle farklar var:

  1. Avrupalı anne, bebeğinin emziği yere düştüğünde dezenfekte etmeden bebeğin ağzına geri verir. Türk anne ise haldır haldır kaynar su arar.
  2. Avrupalı anne, çocuğu terlese de üstünü değiştirme ihtiyacı duymazken Türk anne hemen çantadan çıkarır temiz kıyafetleri giydirir. En kötü ihtimalle sırtına bir tülbent koyar ki teri üzerinde soğumasın.
  3. Avrupalı anne, parkta bir banka geçip kitap okurken Türk anne, çocuğunun peşini bırakmaz. Otursa bile gözü kesinlikle üstündedir. "Dikkat et, düşeceksin!" cümlesi mutlaka en az bir kere kurulur.
  4. Avrupalı anne, çocuğunu okuldan alırken kıyafetlerinin pislendiğini görünce mutlu olur. Ona göre ne kadar fazla pislenmişse o kadar fazla aktivite yapmıştır. Türk anne, çocuğunun kıyafetlerinden çıkmayan lekeler yüzünden öğretmenine sinirlenir.
  5. Avrupalı anne, kar kış demeden çocuğunu dışarıya çıkarırken Türk anne, üşütmesinden korkar. Çıkarsa bile çocuk giydiği kıyafetler dolayısıyla lahana bebek kıvamına gelir.
  6. Avrupalı anneye göre çocuğun yeterli ve sağlıklı beslenmesi önemliyken Türk anne “yesin yesin” görüşünü benimsemiştir.
  7. Avrupalı çocuk konuşurken çevresindekiler dikkatle başından sonuna kadar dinler, onun fikirlerini önemser. Türk çocuk konuşurken çevresindekiler o kadar da dikkate almaz, çocuktur der geçer.
  8. Avrupalı çocuk, istediği bir şey olmadığında ağlamaz. Çünkü daha önce ağladığında istediği şeyin gerçekleşmeyeceği konusunda eğitilmiştir. Türk çocuk ağlayınca istediğini elde edeceğini bildiği için bunu en güzel şekilde kullanır.
  9. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz ama maalesef genelde durum bu. Hatta son maddeyi biraz açmak isterim. Paris’te yaşadığım süre boyunca ağlayan çocuğa çok az rastladım dediğimde size inandırıcı gelmeyebilir ama gerçekten öyle. Bir keresinde çok şiddetli bir ağlama krizi beraberinde yerlerde sürünen bir çocuğa denk geldim. Uzun zamandır böylesini görmediğim için neler oluyor diye baktığımı hatırlıyorum. Başkalarının da ilgisini çekmiş olacak ki onlar da bakıyordu. Sonra birden çocuğun Türkçe konuştuğunu fark ettim. Disney Store’a girmek istiyordu ancak babası içerisinin çok kalabalık olduğunu söyleyerek onu aksi yönde ikna etmeye çalışıyordu. Sonunda pes edip çocuğun istediğini yaptı. Sonuç olarak Paris’te uzun süre sükuneti bozan da yine bir Türk çocuk oldu. Ne tesadüf değil mi?

 

Avrupalıların her yaptığını onaylamıyorum ama şu bahsettiğim durum karşısında taviz vermeden durabilmelerine hayranım. Bu sayede çocuklarını eğitebiliyorlar. Dolayısıyla gerçekten de sokaklarda kriz boyutunda ağlayan çocuk göremiyorsunuz. Biz ise kolayca yelkenleri suya indiriyoruz. Bu da tabiri caizse çocuğun tepemize çıkmasına neden oluyor.

Özellikle altını çizmek istediğim gözlemlerimden biri de Avrupalı ebeveynlerin çocukları konuşurken onları başından sonuna kadar sabırla dinleyebilmeleri. Hatta fikirlerini önemseyip, onun yaşına bakmadan yetişkinmiş gibi tartışabilmeleri. Bu davranış biçimi çocukların özgüvenli olmalarını ve olgun çocuklar olarak yetişmelerini sağlıyor. Biz ise çoğunlukla çocuklarımızın fikirlerini çok da ciddiye almıyoruz. İşin kötüsü bazen ciddiye almadığımızı belli ediyoruz. Öyle olunca çocuk bunun ezikliğini yaşıyor. Özgüven problemi olarak ortaya çıktığında da bu çocuk neden böyle çekingen diyoruz.

Şahsen ben Avrupalı anneler gibi rahat olamıyorum, doğama aykırı. Ancak bunun dışında çocuklarının yanlış davranışı karşısında taviz vermemelerini ve çocuklarına saygı duyarak iletişim kurmalarını çok beğeniyorum. Mümkün olduğunca da kendi kızım üzerinde uygulayıp faydalarını görüyorum. Size de tavsiye ederim.

Sevgiler,
Ceyda Subaşı