Müşteri Hizmetleri   +90 212 233 46 63
Good Parents çocukların dünyasını genişletirken, ailelere güvenilir ve eğlenceli bir danışmanlık sunar.
Doğumdan Sonra Çalışan Anne vs. Çalışmayan Anne

Doğumdan Sonra Çalışan Anne vs. Çalışmayan Anne

Öncelikle kendi durumumdan bahsedeyim. Hamile olduğumu öğrendiğimde on senenin üzerinde bir kurumsal hayat tecrübem vardı. Kimi zaman yaşadığım stresin haddi hesabı yoktu. Bu yüzden doğumla birlikte kurumsal hayatı bırakmaya karar verdim.

Evden idare edebileceğim bir iş kurdum. Ayrıca yazmış olduğum kitabımın düzenlemelerini yapmam gerekiyordu. Hem kızıma hem işime vakit ayırabilmem için evde olmam şarttı.

Uzmanlar doğumdan sonraki ilk üç senenin çocuğunuzun karakter gelişimi üzerinde çok etkisi olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla bu seneleri bizzat kızımla ilgilenerek geçirmeye karar verdim. Bakıcı tutmama konusunda ısrarlıydım. Hem aynı evde yabancı biriyle yaşamak istemediğim için hem de kendi başıma üstesinden gelebileceğime inandığım için. Tabii annemlerin bize çok yakın oturması da benim için önemli bir güvence oldu. Zorlanmadın mı? Zorlandım, hem de çok zorlandım. İlk aylar gün içinde kızım çoğunlukla uyuduğu için kitap okuyacak zaman bile bulabilirken belli bir süre sonra kendime hiç vakit ayıramaz oldum. Hele ki ek gıdaya geçince günde öğünlerce taze yemek hazırlamak beni oldukça zorladı. Resmen bütün günüm yemek hazırlayıp yemek yedirmekle geçiyordu. Yürümeye başlayınca işler iyice sarpa sardı. Her girdiği oda darmadağın oluyor, bense yemek hazırlamaktan geri kalan zamanımda etrafı toplayıp duruyordum. Beni en çok zorlayan konu da çok yorgun ve uykusuz olmama rağmen uyuyamamak oldu. Kızım uyuduğu zaman anca ev işlerini yapabiliyordum ki tam bitti derken uyanıyordu. Kimi zaman annemden destek aldım ama bu birkaç saatten öteye gidemediği için yetmiyordu.

Kızım büyüdükçe evde baş başa yaptığımız aktiviteler ve park saatlerimiz de arttı. Bu bana keyif verse de zar zor elde ettiğim her boş anımda bile onu ilgisiz bırakmamak adına bir şeyler yapmaya çalışmak da bir efor gerektiriyordu. Belki de ben fazla hassas davrandım. "Madem onun ilk senelerinde bizzat kendim ilgilenmeyi seçtim, o halde hakkını vermeliyim" diye düşündüğüm için kendimi bu kadar yordum belki de bilemiyorum.

Nereye gidersem gideyim kızımı da yanımda götürmek zorunda kalıyordum. Neyse ki kızımın sosyalleşmesini sağladığı için buna çok takılmıyorum ama tek başıma oturup saatlerce keyif yapmayı özlediğim çok zaman oldu. Önceden haftada en az 1 kere arkadaşlarımla oturup sohbet edebilirken bu süre ayda 1’e çıkmıştı artık, o da şansım varsa. Durum böyle olunca kızım 2 yaşını doldurduktan sonra oyun grubuna vermeye karar verdim. Günde sadece iki saatlik bir programdı ama inanır mısınız o iki saat bana aylar yıllar gibi geldi. İlk hafta alışana kadar okulda bekledim. Alıştıktan sonra da iki saatlik özgürlüğümü ilan ettim! Her ne kadar okulun 100 metre ilerisine gidemeyip yakındaki bir cafe'de otursam da tek başımaydım bir kere. Kahvemi içebilir, hatta alışverişe bile çıkabilirdim. Aylar sonra ilaç gibi gelmişti.

Şimdi bunları neden anlattım? Nedeni şu: Ülkemizde maalesef yanlış bir bakış açısı var. Herhangi bir şirkette çalışmayan ve ev hanımı olarak adlandırılan anne sanki evde yorulmuyormuş gibi algılanıyor. Halbuki kurumsal hayatta oldukça yoğun işlerde çalışmış biri olarak söyleyebilirim ki evde çocuk bakmak çalışmaktan çok daha zor! Bir kere, çalışırken arada sırada da olsa kahve içebilecek vakit bulabiliyorsunuz. Öğle yemeği yiyebiliyorsunuz. Arkadaşlarınızla sosyalleşebiliyorsunuz. Oysa evde bunların çoğunu yapmak için fırsat kollamanız gerekiyor. Öncelik sıralamasında lavaboda ihtiyaç gidermek ve duş almak olduğunu düşünürsek diğerlerine sıra gelemiyor bir türlü. Bütün gün evi topla, yemek yap, çocuğun altını üstünü değiştir derken bir bakıyorsunuz gün bitmiş ve siz de bitmişsiniz. Çocuk yürümeye başladıktan sonra fiziksel yorgunluğun üzerine zihinsel yorgunluk da ekleniyor. Öğünlerini atlamadan yemeğini yedir, uyku saatlerini kaçırmadan uyut derken zaten aylarca yorulan beyin yürümeye başlayan çocuğun ardından maratona giriyor resmen. "Bu sefer aman düşüp bir yerini çarpmasın, tehlikeli bir şeyler bulup kurcalamasın, yan odadaydı ama ses gelmiyor acaba başına bir şey mi geldi?" şeklindeki paranoyak düşünceler ve peşinden koşturmalar yorgunluğunuza yorgunluk katıyor. Kısacası o “çalışmayan anne” evde hem fiziksel hem zihinsel olarak yorgunluğun zirvesine çıkıyor. Saatler boyunca sabırlar zorlandıkça zorlanıyor. Neyse ki çocuk sevgisi öyle yüce bir sevgi ki her şey unutulup ertesi gün yeniden başlanabiliyor.

Yanlış anlaşılma olmasın, çalışan anneleri hedef alarak yazmıyorum bunları. Tabii ki çalışmak zorunda olan ya da kariyerine devam etmek için çalışmayı tercih eden birçok anne var. Şüphesiz onlar da hem işte hem evde yoruluyorlar. Benim anlatmak istediğim konu, evdeki annelerin en az çalışan anneler kadar yorulduğu ama ülkemizde bunun yeteri kadar anlaşılamaması.

Umarım gün gelir ev hanımı diye tabir edilen anneler hak ettiği değeri bulur. Umarım ilerde göğsünü gere gere annem doktor, annem mühendis, annem öğretmen diyen çocukların karşısında utanıp sıkılmadan annem ev hanımı diyebilen çocuklarımız olur. Çünkü o anneler evde de olsa aslında birden çok mesleğe sahipler. Onlar yeri geldiğinde doktor, yeri geldiğinde mühendis, aşçı, tamirci, temizlikçi ve her daim de öğretmen.

Sevgiler,
Ceyda Subaşı

POPÜLER ETKİNLİKLER